‘Tek yoldaşım çini sanatı oldu’

 ‘Tek yoldaşım çini sanatı oldu’

Uzun yıllardır Aksaray’da yaşamını sürdüren Hatice Büyükoflaz, yaşadığı sağlık problemini AKMEK’te öğrendiği çini sanatı ile atlattı.

Tedavi sürecinde ilaçların etkisiyle uyku problemi yaşadığını bildiren Büyükoflaz, uykusuz gecelerini çini yaparak geçirdiğini belirtti. Büyükoflaz, “Sağlık problemimim sebebiyle Kortizon tedavisi almaya başladım. O da bende aşırı uykusuzluk yaptı. Aylarca uyuyamadığım, günde 1-2 saatlik uykuyla idare etmeye çalıştığım, sabahlara kadar oturduğum zamanlarım oldu. O zamanlarda hep çini yaptım.  Uzun gecelerde benim tek yoldaşım çini tabakları oldu. Rengârenk çinilere ruhumu yansıttım” dedi.


‘MOTİFLERİN ANLAMLARINI ÇÖZMEYE
ÇALIŞMAK BENİ HEYECANLANDIRIYOR’

4 yıl önce AKMEK’te çini sanatını öğrenen Büyükoflaz, çinide objelerin üzerine işlenen motiflerin günlük hayatta karşımıza çıkabileceğinden bahsederek şöyle konuştu: “Yaptığım çinili objeleri günlük hayatta kullanmak çok hoşuma gidiyor. Çinili bir bardaktan su içmek, tabaktan yemek yemek, gelen misafirlerime kendi yaptığım çinilerle sunum yapmak, farklı bir duygu. Bu çok büyük bir zevk. Öte yandan çini üzerindeki motiflerin bir anlamı vardır. Bu motiflerde verilen mesajları anlamaya çalışmak beni geliştiriyor. Kendimi farklı alanlarda geliştirmek ise beni mutlu ediyor. Etrafıma baktığımda çini desenlerini görmek bu motiflerin anlamını çözmeye çalışmak beni çok heyecanlandırıyor. Ben bir havlunun işlemesine yahut bir halıya baktığımda,  camilere ve türbelere gittiğimde, gördüğüm motifleri artık tanıyabiliyorum. Baba nakkaşı, Rumiyi, Lotusu, Selçuklu deseni biliyorum. Motiflerin, hangi ustanın elinden çıktığını ve hangi yıllarda ortaya çıkmış bir desen olduğunu anlayabiliyorum.”

‘ÇİNİDE MAVİ RENK İSYAN DEMEKTİR’
Çocukluk dönemini Konya’da geçiren çini sanatçısı Büyükoflaz, O yıllarda Mevlana müzesinde çini yapan sanatçılar gördüğünü ve onlardan çok etkilendiğini söyledi. Bu şekilde çini sanatına başladığının altını çizen Büyükoflaz, çininin tarihine dair bilgiler verdi.
Türk Çini Sanatı’nın bin yıllık bir tarihi olduğunu dile getiren Büyükoflaz, Selçuklu döneminde birçok cami, medrese, saray, türbe ve kervansaray gibi yapıların çini sanatı ile süslenmiş olduğunu kaydetti. O dönemlerde genellikle mavi, lacivert, hardal, kahverengi ve siyah renkler kullanıldığını sözlerine ekleyen çini sanatçısı Büyükoflaz, “Özellikle Osmanlıdan önceki dönemde çini de mavi renk kullanmak hükümdara karşı bir isyan belirtisiydi. Başkaldırı niteliği taşıyordu. Daha sonra Osmanlı Devleti’nin kurulmasıyla çini sanatı farklı bir anlam kazanmıştır. Kütahya ve İznik çinileri 16. yüzyılda gelişim göstererek Türk çini sanatı olarak zirve yapmıştır. Bu dönemde üretilen çinilerde yeşil, kırmızı, turkuaz, lacivert ve kahverengi tonları kullanılmıştır” şeklinde konuştu.


ÇİNİDE SUNULAN YEMEKTE ZEHİR
VARSA YEMEĞİN RENGİ DEĞİŞİR

Çini sanatının dönemlere ayrıldığını ileri süren Büyükoflaz, “Selçuklu döneminde mimaride kullanılan çeşitlere kaşi, Osmanlıyla hayatımızda giren tabaklar vazolar, bardaklar ve kaselere evani adı verilir. Özellikle Osmanlı döneminde padişahlara çini ile süslenmiş tabaklarda sunum yapılırdı. Çünkü çini yapım aşamasında, sırlama yapılırken sırın içine kurşun koyulur. Kurşun, zehir ile temas ettiğinde yemeğin rengini değiştirir. Buradan da yemeğin zehirli olup olmadığı anlaşılır. Yani çini ile servis edilen bir yemekte zehir varsa yemeğin rengi değişir” dedi.

ÇİNİ SANATININ İNCELİKLERİNE DAİR

Çini sanatının inceliklerine değinen Hatice Büyükoflaz şu ifadeleri kullandı: “Çini, toprağın şekillendirildikten sonra pişirilip üzerine çeşitli motifler işlenerek boyanıp sırlanmasıdır. Ben Kil, Kuvars ve Kaolin karışımlarından elde edilen çamurların şekil verilmiş halini hazır olarak satın alıyorum. Bu objeler fırında pişirilerek pürüzsüz bir hal alıyor. Biz buna bisküvi diyoruz. Elde edilen bisküvilere zımparalama işlemi uyguluyoruz. Daha sonra delikli desenlerin üzerinden kömür tozuyla geçiyoruz. Desenler bu aşamada oluşmaya başlıyor. Tahrirleyerek çizimi tamamlıyoruz. Tahrirlemek, nokta desenleri çizgi haline getirmek demektir. Bisküvi tahrirlenince boyama aşamasına geçiyoruz. Son olarak sırlama yapıyoruz. Sırlama işlemi çini yüzeyinin daha parlak görünmesini sağlar. Objeler kuruduktan sonra 1 gün boyunca fırında kalarak pişer ve kullanıma hazır hale gelir.”

İNSAN FITRATINA EN YAKIN SANAT ÇİNİDİR
 ‘İnsan fıtratına en yakın sanat çinidir’ diyen Hatice Büyükoflaz, Mevlana’nın ‘Hamdım piştim yandım’ sözündeki gibi çini sanatının da bir olgunlaşma süreci olduğundan şöyle bahsetti: “Çininin, sabır gerektiren uzun ve yorucu aşamaları vardır. Çini sanatı, insanın gelişim sürecine en çok benzeyen sanat dalıdır. Çininin toprak, çamur, şekillenme pişme ve renklendirme serüveni insanoğlunun yaratılış evresine benzer. Çamurdan yaratılıyoruz; o çamur bekletiliyor ve fıtratımız, huyumuz giydiriliyor. Ben bunları bir renk olarak görüyorum. İnsanın olgunlaşma halini ise çininin fırında pişirilmesine benzetiyorum. Bu yüzden bana göre insan fıtratına en yakın sanat çinidir. Tıpkı Mevlana’nın insan için ‘Hamdım, piştim, yandım’ dediği gibi.” Foto-Haber: Sümeyye ÇALIŞKAN

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Kategorideki Diğer Haberler

E - Gazete

Gündem

Video Galeri

Aksaray Hava Durumu

ANKARA

Yazarlar

Arşivde Ara

 
oley ozon korona covid 19 sanitasyon sterilizasyon ozon cihazı flf motor enerji bilişim ltd. şti. sınırsız enerji web sayfası Albatros Global tedarikçi portalı