Köşe yazıları

ACININ TANIŞTIRMA KUVVETİ

Üzülme, acının sinir uçlarından başladım bir ömrü örmeye Üzülme, ama hep o okyanus diliyle ağlıyordu birileri   Anıl Cihan Bu başlık aklıma nerden geldi bilmiyorum ama acılardan tanışmak diye bir..

ACININ TANIŞTIRMA KUVVETİ
banner

Üzülme, acının sinir uçlarından başladım bir ömrü örmeye

Üzülme, ama hep o okyanus diliyle ağlıyordu birileri

 

Anıl Cihan

Bu başlık aklıma nerden geldi bilmiyorum ama acılardan tanışmak diye bir şeyin olduğuna eminim. Bazen paylaşımımızın sınırlı olduğu, hatta hiç tanımadığımız biriyle oturup sanki çocukluğumuzdan beri birbirimizin hayatındaymışız gibi hissederiz. Etrafımızda yıllardır duran bir sürü insanla kuramadığımız yakınlığı bir yabancıyla kurarız.

İki yabancıyı bu kadar yakınlaştıran nedir? Sevinçler, ortak paylaşım alanları bu yakınlığı sağlayamazken acının nasıl bir kuvveti vardır da insanları tanıştırır?

***

Acı, insanlığın ortak hazinesidir. Doğumdan ölüme kadar bu hazine insanın her anına eşlik eder. Bir mutluluğun çığlığı ya da huzuruna teslim olurken bile bir yanı acıdır insanın. Az ya da çok, şu şekilde ya da bu şekilde her insan bir gün acıyla, yasla tanışır. O tanışıklıktan sonra ise asla aynı kişi olamaz. Karakterin, kişiliğin büyük bir oranda değişmediğini bilsek de ruh hep bir değişim ve dönüşüm halindedir.

Acısını tanımaya başlayan ruh, özünü de keşfetmeye başlar.

Acıyı insanlığın ortak hazinesi yapan acının evrenselliği değil, ruhun özündeki keşife verdiği fırsattır. Bu sebepten acının ruhları tanıştırma kuvveti vardır. Karşımızdaki insanda kendi yansımamızı gördüğümüz için değil birbirimizde keşfettiğimiz bir derinlikten ötürü yakınlaşırız birbirimize. Çünkü sevincin yüzeyselliği mümkün olsa da acı her zaman derindir.

İnsan ne kadar yüzeysel yaşarsa yaşasın derinliğin hasretini çeker ve en samimiyetsiz insan bile acı karşısında derinleşir.

***

Acılarından tanışan insanlar birbirine benzemese de birbirine benzer. Ne demek istiyorum? Empati becerisi yüksek olsun olmasın insanın yaşamadığı bir acıyı anlaması zordur, ortak acıları paylaşanlar ise birbirlerini anlamadan anlamış bulunur. İki yaralının birbirine göstereceği bir yarası yoktur aslında. Daha yaralanarak göstermişlerdir acıyan yerlerini. Sonrasındaki anlaşılmışlık ise ikisine değil, yaralarına aittir. Peki bu iki yaralanmış birbirine şifa verebilir mi? Eğer acılarına sırt dönmemişlerse bu mümkün fakat iki taraf da acıyı ulaşılmayacak yerlerine kaldırmışsa acılardan tanıştıklarını bile anlamayacaklardır. Bunca ortak acının olduğu bir memlekette yaşayıp birbirimizi inkar etmemiz de buradan geliyor. Önce kendimi sonra seni anlamayı reddediyorum deyip kapatıyoruz kapılarımızı.

***

Bir gün acının tanıştırma kuvvetinden güç alabilirsek, bunu korkmadan yapabilirsek iyileşmesini istediğimiz ne kadar çok yerimiz varmış diyeceğiz. Acı bizi kendimize götürecek, çünkü başkasından koptuğu halde bizi kendimize götürecek olan tek duygu acıdır.

 

Kendimize gitmek zorundayız, gidecek başka yerimiz olmadığı için değil, başka bir yere gitmek için de ona ihtiyacımız olduğu için.

banner

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL