Gündem

EKSİK

“Tamam olmak küfür Tamam etmek hâşâ Bir ömür ağrıma gitse de dünyadan oluşmuş harfler Yarım dalgın ve kusurlu geldim ben buraya”   Seyyidhan Kömürcü   “Var olması gerekirken bulunmayan, gerekliği..

EKSİK
banner

“Tamam olmak küfür

Tamam etmek hâşâ

Bir ömür ağrıma gitse de dünyadan oluşmuş harfler

Yarım dalgın ve kusurlu geldim ben buraya”

 

Seyyidhan Kömürcü

 

“Var olması gerekirken bulunmayan, gerekliği duyumsanan, gereksinilen (şey).” Eksik için böyle diyor sözlükteki tanım. Var olması gerekirken bulunmayan ama ihtiyaç da duyulan, olsun istenilen. Böyle de diyebiliriz herhalde. Peki niçin bulunmaz var olması gereken, kendine en ihtiyaç duyulan anda nerede doldurur vaktini? Var olmamasından hikmet nedir? Bazı şeyler yokken mi güzeldir söylenildiği gibi? Yoksa insanın kendini avutma çabası mıdır, olmayanı güzelleme sanatı?

 

Eksik, bu dünyada tanımlanmayı en çok hak eden kelime değil mi? Herkesin içinde bir şeylerin eksikliği kanamıyor mu? Yaşamın kestiği, kesip eksilttiği yerde; her bıçak kendi kesiğinden, her insan kendi bıçağından tanınmıyor mu? İnsan deyince aklıma gelen ilk kelime eksik oluyor bu sebepten. İnsanı tasvir etmeye niyetlenen bütün tanımların eksik kalışı da bundan belki. Sonra hayat deyince, mutluluk deyince ve yarım kalan her şey için. Tamamlanması mümkün olmayan her şeyin emanetçisi insanı, bir kazanda kaynatıyor dünya. Kazan derin mi derin. Kepçeyi tutan kolun insafı var mı? Bilinmez.

 

Gözün içinde bin bir türlü bakış var, kimine uzak insan, kimine yabancı, kimine köle. Uzak kaldığı eksik, yabancı kaldığı, köle olduğu da öyle. Önüne bakınca ardındaki kalıyor, sağına bakınca sol, göğe bakınca yer. Sevince sevilmek, affedince bağışlanmak, oturunca yürümek eksik. Hislerin tamam olduğu, hayallerin gerçekleştiği bir yer yok. Dünyanın kırarken eli bol, verirken eli boş. Herkes mi böyle, herkes mi? Ne hayatlar var, ne dünyalar var, bizim haberimiz yok. Ama ölüm de var. Kalmaz, kimselere kalmaz bu dünya. Yedi kat el olur bir gün. Üzülme, eksiği olmayan mı var? Hiç mi yaşamayacağız ama, hiç mi?

 

Tesellisi zor, açıklaması kırık. Evladı ölene, iki çocukla geride kalan geline, yoklukla gelip yoklukla gidene, yetimliğin yurdunda büyüyene, daha kimlere kimlere uğrar bu eksik. Eksik, büyüdükçe büyür. Bir yerden bir yere giderken de gelir, bambaşka bir yere bakarken de. Görmeyince silinmez, duymayınca sessizleşmez. Zamanla derinleşir. Yaşamla, insanla büyür. Artık anlatsam da anlaşılmaz denilen yere böyle gelinir. Her eksik, bir anda olup bitenle başlar ama hiçbir eksik bir anda eksiltmez insanı. Yıllar içinde kendine uygun bir kıyafet bulur, giyinir en acı gülüşünü. Sonra çıplak gözle görülmez olur. Kelimenin gücü yetmez, yüze sorsanız o da bir yerden sonra saklamaya başlar. İnsanın yüzüne bakınca anlaşılmayan acı, anlatınca da anlaşılmaz. Herkes eksik madem, o zaman neden anlamıyor kimse kimseyi? Neden uzak herkes, herkesin içine? Tamam olan bir şey yok madem neden bir kusur gibi göze çarpıyor eksik, neden anlaşılmıyor? Bilinmez, bilinmez.

 

Bir kuyudur açılır, bir deredir içten içe akar. Su azalır, toprak incelir, eksiğin tanımı kalpten kalbe bir yol olur. Sözle anlatılmaz; türküde, şiirde belki. Başka türlü nasıl yaşanılır eksikle, nasıl başa çıkılır?

“Pir Sultan Abdal’ım ey Hızır Paşa

Yazılan geliyor sağ olan başa”

deyince belki…

banner

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL