Gündem

Ey samimiyet!

Ey samimiyet! Ne çok hasret kaldık sana. Seher yeline mi karışıp gittin? Baş taşı yazılmayan mezarların arasına mı katıldın? Biz gönlümüzü böyle bilmezdik, samimi bellerdik dilimizden düşeni. Meğer ne çok..

Ey samimiyet!
banner

Ey samimiyet! Ne çok hasret kaldık sana. Seher yeline mi karışıp gittin? Baş taşı yazılmayan mezarların arasına mı katıldın? Biz gönlümüzü böyle bilmezdik, samimi bellerdik dilimizden düşeni. Meğer ne çok sahte altınla süslemişiz ağzımızı, meğer ağzımızdan dökülen ne çok kirletmiş kaburgalarımızın altında yatanı.

 

Ey samimiyet! Senle köşe kapmaca oynuyoruz sanki. Biz hangi köşeyi kaparsak sen başka köşeye geçiyorsun. Yirmi birinci yüzyıldan bahsettiler bize. O yaralamış seni, o kırmış ince yerini. Eskiden senle haşır neşirmiş insanlar. Şimdi öyle miymiş? Sen ne dersin bu konuda, zamana mı yenildin bizim gibi yoksa bize mi darıldın da uğramıyorsun artık buralara?

 

Ne zor şey artık samimi insan bulmak, samimi bir sohbete dahil olmak. Bir içten tebessümümüz vardı eskiden, şimdi o da emanet duruyor yüzümüzde. Açık sözlüğün canı yanıyor, dürüstlük inliyor bir yerlerde. Sadelik mi? Onu kaybedeli çok oluyor. Halbuki severdik biz eskiden sadeliği. Bayramdan bayrama kıyafet alır, söküleni diker, döküleni toplardık. Şimdi her gün bayram, kırk çeşit elbise de olsa yetmez bizi süslemeye. En çok da ilişkilerimiz ve sohbetlerimiz payını aldı, bu aşırılıktan ve sahtelikten. Olmadığımız biri gibi yaşamaya ve kendimizi böyle göstermeye o kadar alıştık ki gün sonunda maskemizi çıkarıp yatağa girmemiz gerektiğinde o maskeyi yüzümüzden soyamadık. Ellerimiz yoruldu, yüzümüz kanadı. Bıraktık biz de. Varsın kalsın, varsın maskeyle uyumaya razı gelelim. Nelerimizi çaldılar da razı geldik, ne güzellikler yitip gitti içimizden de ses etmedik, varsın buna da razı gelelim. Maske bu, samimiyet bırakır mı insanda? Ufak bir içtenlik kırıntısı kalmışsa onu da yutar.

 

Sevmediğimiz kimselere inanmadan ettiğimiz iltifatlar bozdu ağzımızı, işimiz görülsün de gerisi mühim değil mantığı girdi kanımıza, mutlu olsun istemedik kimseler. Etrafımızda görmeye dayanamadık, işini iyi yapanı. Hâlâ doğal kalan bir yerler varsa gidip hırpaladık. Baktık hıncımızı alamıyoruz, doğal kalabilmiş bir insan görünce onu da hırpaladık. Neydi ki bizi dünyaya hem bu kadar köle, hem bu kadar düşman eden? Hıncımız kimeydi ki yıkıcı olduk bu kadar? Derdimiz neydi de kaybettik samimiyetimizi?

 

Eşimizin, dostumuzun evine gidince bir derdini alalım demek varken niye eskiyen kanepelerine diktik gözümüzü? Yokluğun ekmeksiz, aşsız bıraktığı evleri hesaba bile katmadık. Düğün alışverişlerinden sonra hâlâ alamadığımız bordo çantayı düşünüp sinirlenirken utanmadık mı insan olmaktan? Sosyal medyalarımızda anneler günü, babalar günü kutladık da ne kadar samimi olduk bu tavrımızda, ne kadar bildik ana babanın kıymetini? Aklımıza anasız, babasız takipçilerimiz geldi mi mesela? Her şeyi geçtim, mükemmel hazırlanmış yemek masalarının fotoğraflarını çekip atarken hiç mi düşünmedik bir insanın canı çekerse diye? Ne gezer efendim, ne düşüneceğiz, hem bizene?

 

O gösterişli sosyal medyalarımız, o samimiyeti biten dostluklarımız bizi mutlu etmeye yetmedi ama. Daha çok yalnız kaldık, daha çok yabancı olduk kendimize. Yalanın, rüzgâra göre hareket etmenin, bir duruş sahibi olamamanın bedelini  samimiyetimizi kaybederek ödedik. Artık pek çok insan söze inanmıyor, güzelliğe ya da tebessüme itibar etmiyor. Kahkahalar havada uçuşuyor ama ne kahkaha! Parasızlıktan utananlar, samimiyetsizlikten zerre kadar utanmıyor. Bin bir türlü gösterişe kurban ettiğimiz, gerçeklerden kopardığımız o hayat bizimdi. O kaybedilen samimiyet bizimdi oysa.

 

Âh samimiyet! Biliyoruz çok incittik seni, belki de çoktan kaybettik ama sana en çok ihtiyacımız olduğu zamanlardayız. Yine de inanıyoruz ki bunca gösterişin, hıncın, sahteliğin, aşırılığın, kabalığın ve çiğliğin ötesinde bir yer var. Kuytu köşede kalmış bir yerlerde; hâlâ tebessüm edebilen, acı alan, bir gönüle incelik dokuyan, yaralı serçenin kanadını saracak bir kalbi taşıyan, bozulan karınca yuvalarına aklı takılan, incitmemek için yaşayan birileri var. Sen en çok oralarda güzelleşiyorsun samimiyet. Sen hep oralarda hüküm sür ama seher yeline karışıp bize de uğra bir gün. Kokunu bize de sal ki bunca yitiğimizin içinde senin kokunda teselli bulalım!

 

banner

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL