Sağlık

Gözdeki sinsi tehlike

PROF. ÇİNAL, ‘DÜNYA ÜZERİNDE YAKLAŞIK 100 MİLYON GÖZ TANSİYONU HASTASI VAR. BU HASTALIĞA SAHİP OLAN ÇOĞU KİŞİNİN HASTA OLDUĞUNDAN HABERİ YOK’ Aksaray’da Göz Hastalıkları Uzmanı olan Prof. Dr. Adnan Çinal..

Gözdeki sinsi tehlike
banner

PROF. ÇİNAL, ‘DÜNYA ÜZERİNDE YAKLAŞIK 100 MİLYON GÖZ TANSİYONU HASTASI VAR. BU HASTALIĞA SAHİP OLAN ÇOĞU KİŞİNİN HASTA OLDUĞUNDAN HABERİ YOK’

Aksaray’da Göz Hastalıkları Uzmanı olan Prof. Dr. Adnan Çinal halk arasında Karasu olarak bilinen göz tansiyonu hastalığının sinsi seyreden bir hastalık olduğunu ve çoğu vakada ise görme seviyesinin yarıya düştüğü zaman tanı koyulabildiğini söyledi.

Oldukça ciddi bir hastalık olan göz tansiyonu, erken teşhis edilemediği için çoğu zaman hastanın görme alanı kısıtlanmaya başladığı anda fark ediliyor.  Fakat görme sinirlerinin yenilenemiyor olması hastalığın seyrini ancak fark edildiği aşamada durdurabiliyor.

Göz tansiyonu hastalığı ile ilgili çeşitli bilgiler veren Prof. Çinal, öncelikle şöyle bir noktaya dikkat çekmek istediğini bildirdi: “Halk arasında göz seyirmesi olarak ifade edilen strese bağlı gözde oluşan tiklerin göz tansiyonu hastalığıyla alakası yoktur. Göz seyirmesi tamamen stres kaynaklıdır. Psikolojiktir. Öte yandan göz tansiyonu hastalığı kamu sağlığı açısından ciddi bir problemdir. Nedeni ise hastaların büyük bir kısmı kendi başına göz tansiyonu hastalığını tanıyamaz. Göz tansiyonu hekimlerin bile teşhisi koymada kararsız kalacakları klinik çeşitlilik içeren bir tablodur. Kısaca ifade etmek gerekirse göz içi tansiyonunun normalden yüksek olmasıdır. Bu klasik bir tanımdır. Elbette istisnalarda vardır.  Gözdeki tansiyonun olması gerekenden fazla olması birtakım bozukluklara hatta kalıcı körlüklere yol açabiliyor.”

‘GENETİK OLARAK GEÇEBİLİR’

Hastalığın birçok tetikleyicisi olduğunu ama çoğunlukla genetik yoluyla bireylere aktarıldığını ifade eden göz hastalıkları uzmanı Çinal, “Genetik bir geçiş var. Yani aynı ailede anne veya babanın genlerinde ya da bu hastalık varsa çocukta da yüzde 15 oranında görülüyor. Toplumda görülme sıklığı ise toplam yüzde 4. Bunun dışında bebek, yeni doğan ve çocuklarda görülebilen bir hastalıktır. Kazalardan sonra, iltihaplı göz hastalıklarından sonra ortaya çıkabilir. En sıklıkla ise 40-45 yaşlarından sonra görülmektedir. Bunların dışında da her yaşta görülebilir” dedi.

Hastalıktaki en büyük problemin teşhis etmek olduğunu ifade eden Uzman Çinal,  “Bazen göz içi tansiyonunu 20’ye kadar normal kabul ediyoruz. 22’nin üzerine çıktığında göz tansiyonu riski ortaya çıkıyor. 40-50 ya da 60 rakamlarına ulaşan göz tansiyonu hastada şiddetli ağrı, bulantı, kusma, görme bulanıklığı, gözde kızarıklık ve baş ağrısı yapar. Bu aşamada hastalığı tanımak kolay. Bu tür hastalar azınlıkta. Öte yandan çok büyük bir kısmında hastanın hiçbir şikayeti yok. Bu hastaların hastalıklarını da yakın gözlüğü almaya gelince tanıyoruz. Ya da rutin muayenede ön belirtiler sonucunda daha detaylı muayene alınca hastaya ancak teşhis koyabiliyoruz. Muayenenin sonunda, hastayı sıklıkla görmek, kontrol etmek istiyoruz. Çünkü göz tansiyonu teşhisi konulunca bu hastalık o kişiyle hayat boyu gidecek. Yani tedavi olup bu hastalıktan kurtulamıyoruz”  diye konuştu.

‘KONTROLLERİ AKSATMAYIN’

Genel kontrollerin aksatılmaması gerektiğinin altını çizen Adnan Çinal, “Özellikle 30-35’li yaşlardan sonra genel kontrol göz muayeneleri aksatılmamalıdır. Kontrollerin sıklığı ise yılda ya da 2 yılda bir şeklinde olmalıdır. Zira yapılan ilk muayenelerde kontrollerde hastalık tespit edilemeyebilir. Öte yandan ailede eğer genetik olarak böyle bir rahatsızlık varsa ve bu biliniyorsa mutlaka diğer aile üyeleri de kontrolleri ihmal etmemeliler. Onlara yapılan muayenelerde de hastalık ilk aşamada kendini göstermeyebilir. Teşhis konulamayabilir. Bu yüzden yine sıklıkla kontrole gidilmesi tetkik yaptırılması önemli bir husustur” ifadelerine yer verdi.

Hastalığın görme sinirini öldürdüğünü ya da zayıflattığını kaydeden Prof. Dr. Çinal, görme sinirlerinin öldüğünde sinirlerin tekrar yenilenmediğini geri getirilemediğini aktardı.

Adnan Çinal, “Hasta bize hangi aşamada geldiyse bizler ancak o aşamadayken hastalığı durdurabiliyoruz. Eski haline getirme ya da iyileştirme şansımız yok bu hastalığı. Dolayısıyla ameliyat, ilaç ya da herhangi bir tedavi, ne yaparsanız yapın giden sinir lifi geri gelmeyecektir. İşte bu sırada erken teşhisin önemi ortaya çıkıyor. Ama hastalığın tedavi edilemiyor olması hastalarımızı korkutmasın. Hastalık tespit edildiği andan itibaren elimizdeki teknik imkanlar ve ilaçlarla hasta ömür boyu rahat bir şekilde mesleğini yapabilir. Günlük yaşantısına devam edebilir. Dünya üzerinde yaklaşık 100 milyon göz tansiyonu hastası var. Dünya genelinde yine bu hastalığa sahip olan kişilerin hasta olduğundan haberi yok. Çünkü çok sinsi seyreden bir hastalık. Ciddi bir ilerleme göstermeyen kişilerde hastalığın teşhisi oldukça zor” dedi.

Görme alanı diye adlandırılan takip ve tetkik metotlarının olduğunu söyleyen Dr. Çinal, “Eskiden hastalık başladıktan sonra, en erken 5 yıl içerisinde hastalığı tespit edebiliyorduk. Yani görme sinirlerinin yarısı kaybolduktan sonra teşhis koyabiliyorduk. Şimdiyse yeni gelişen cihazlarla bu süreyi oldukça erkene aldık. Bu da hastalarımız için büyük bir şans. Tedavi sürecinde ise göz damlaları kullandırıyoruz. Günde tek damla ilaç kullanarak hastalığı kontrol altına alabiliriz. Yetersiz geldiği durumlarda ise damla miktarı çoğaltılabilir” şeklinde konuştu.

‘HASTALIK İLERLEDİKÇE KALICI KÖRLÜĞE SEBEP OLABİLİR’

Göz tansiyonum var mı? sorusunu yanıtlamak isteyenlerin gözlerini ayrı ayrı kontrol etmesi gerektiğinden bahseden Çinal şu ifadelerle sözlerini noktaladı: “Bir elimizle bir gözümüzü kapatıyoruz. Açık gözümüzle yan tarafı görebiliyor muyuz? kontrol ediyoruz. Bu hastalıkta ilk önce fark edilen şey gözün görme alanının gittikçe daralmasıdır. Zamanla görülen alanın ince bir noktaya kadar daralması göz tansiyonu gittikçe ilerliyor demektir. İşte hasta görebildiği o ince alanı başını çevirerek görmek istediği noktaya denk getirmeye çalışır. Hasta bu evrede yanından geçenleri; insanlar olsun, objeler, yerler, manzaralar olsun görmeyebilir. Görmediği için de fark edemediği için tepki vermeyebilir. Bu noktada en önemli problem sosyal ilişkilerin bozulmasıdır. Yani görme alanının darlığı sebebiyle etrafı çok iyi görememek sosyal ilişkilerimizi de zedeleyecektir.  Bize bir yakınımız ‘Geçenlerde yanımdan geçtin gittin, görmedin mi?’ derse bu sözü yabana atmamak gerekir. En kısa sürede bir göz doktoruna kontrole gitmek lazım. Göz tansiyonu sebebiyle o kişiyi görmemiş olabiliriz. Öte yandan hastalıkta gelinen son noktada o görülen dar alan, nokta gibi olan alan, gün geçtikçe, hastalık ilerledikçe; darala darala hiç görmemeye, kalıcı körlüğe neden olur. İşte hastalığın seyri bu şekilde ilerler.” Foto-Haber: Sümeyye ÇALIŞKAN

banner

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL