Özel

Somuncu Baba’nın kabrinin Aksaray’da olduğu tescillendi

Malatya Darende’nin ve Aksaray’ın sahip çıktığı fakat kabrinin tam olarak hangi şehirde olduğu kesinleştirilemeyen Somuncu Baba’nın defnedildiği yerin Aksaray olduğu ispatlandı. Aksaraylı Kent Tarihi Araştırmacısı Ahmet Kuşsan ve Dr. Mustafa..

Somuncu Baba’nın kabrinin  Aksaray’da olduğu tescillendi
banner

Malatya Darende’nin ve Aksaray’ın sahip çıktığı fakat kabrinin tam olarak hangi şehirde olduğu kesinleştirilemeyen Somuncu Baba’nın defnedildiği yerin Aksaray olduğu ispatlandı.

Aksaraylı Kent Tarihi Araştırmacısı Ahmet Kuşsan ve Dr. Mustafa Fırat Gül’ün bir süredir yaptığı araştırmalar neticesinde Somuncu Baba ön isimli Şeyh Hamid-i Veli’nin metfun olduğu kentin Aksaray olduğu kanısına varıldı.

Uzun yıllar önce Aksaray’ın tarihine ilgi duyan ve bu ilgiyi pozitif yönde kullanmak isteyen Ahmet Kuşsan, Aksaray’ın manevi şahsiyetlerinden olan Somuncu Baba’nın hayatıyla ilgili bilinmeyenlere ve doğru bilinen yanlışlara ışık tutuyor.

Şeyh Hamid-i Veli araştırmaları sonucunda ulaşılan birçok bilgiyi ve belgeyi bir araya getirdiklerini fakat hala aydınlatılması gereken birçok husus olduğunu dile getiren Kuşsan,

“Somuncu Baba müzesinde rehberlik yaptığım sıralarda yöneltilen sorulara tatmin edici yanıtlar vermek üzere çeşitli araştırmalara başladım. Zaten Aksaray’ın tarihine yoğun bir ilgim vardı. Çünkü kentimiz çok fazla medeniyeti üzerinde barındırmış, zengin bir kültüre sahip. Araştırılması ve aydınlatılması gereken çok fazla tarihi konu var. Ben Somuncu Baba’dan başladım. Öğrendim, öğrendiklerimi aktardım. Araştırmalarımın sonucu olarak rehberlik yaptığım zamanlarda ‘Somuncu Baba Sırrı Esrar’ isminde bir roman yazdım. Araştırmalarımız henüz bitmedi. Çünkü Somuncu Baba çok teferruatlı bir konu… Aynı zamanda iki kent de Somuncu Baba’ya sahip çıkıyor. Kesin ve net bir şeyler söylemek için derinlemesine bir araştırma yapmak lazım. Şu anda 864 sayfalık bir kitap yayınladık. Somuncu Baba’nın kabrinin Aksaray’da olduğunu biz bu kitabımızda yer verdiğimiz bilgiler ile ispatladık. Kitabımız Aksaray Belediyesi tarafından yayınlandı. Biz artık Somuncu Baba ile ilgili yeni bilgiler sunacağız” dedi.

‘ÖNCE ŞECERESİNİ İNCELEDİK’

Somuncu Baba’nın kabrinin nerede olduğunun kesin tespiti için öncelikle onun soy ağacının incelenmesi gerektiğini düşünerek hareket ettiklerini söyleyen Ahmet Kuşsan, araştırmaya Somuncu Baba’nın şeceresini çıkartarak başladıklarını bildirdi. Kuşsan, daha sonra tespit edilen soy ağacındaki kişilerin nerede yaşam sürdükleri üzerine durduklarını ve bu şekilde adım adım kabrinin nerde bulunduğunu ispat ettiklerini bildirdi. Şehir Tarihi Araştırmacısı şöyle konuştu:

“Somuncu babanın ailesi mevzusu çok önemli… Bu zatların kendilerinden itibaren çocuklarının ve sonraki nesillerinin kaydı tutulabiliyor. Fakat kendisinden öncesi bazen bilinemiyor. Somuncu Baba’da da durum böyle… Dedeleri bilinmiyordu. Darende’nin Somuncu Baba’ya sahip çıkmasıyla birlikte dedeleri zannedildiği bir

silsile oluştu. Bu şecere şimdiye kadar doğru kabul edildi. Ancak biz araştırmalarımızda bu isimler silsilesini kontrol ettik ve şöyle bir durum gördük: Darende’nin şecere diye sunduğu silsilede Somuncu Baba’nın dedesi olarak Seyyid Hasan Rumi gösterilmekte, onun babasının Seyyid İbrahim Basrî olduğu söylenmekte, onun babasının da Seyyid Süleyman olduğu söylenip silsile Hz. Peygambere kadar sayılarak ona dayandırılmakta. Ancak Somuncu Baba’nın icazet aldığı 3 tane de hocalar silsilesi var. Bu silsilelerden Tayfuriye Tarikatı silsilesinde Somuncu Baba’nın hocasının adı Şadi Rumi, onun hocası da İbrahim Basrî, onun hocasının adı da Süleyman İskenderani’dir. Yani bu isimler aynı. Bu isimler gibi silsiledeki diğer isimler de aynı. Kitabımızda iki silsileyi yan yana gösterdik. Kısacası Tayfuriye Tarikatı silsilesiyle Darende’nin

 

‘GERÇEK DEDELERİNİ TESPİT ETTİK’

Somuncu Baba’nın dedeleri diye sunduğu silsile aynı silsiledir. Bu zamana kadar bu isimler birbiriyle aynı, acaba neden diye kimse sorgulamamış. Biz işte bunu sorguladık. Dedeleri ile tarikat silsilesindeki hocaların isimleri aynı olduğu için şecerenin kontrolünü yaptık ve Darende’nin iddia ettiği şecerenin doğru olmadığını, o isimlerin tarikat silsilesindeki isimler olduğunu ve başlarına Seyyid yazılarak Somuncu Baba’nın dedeleriymiş gibi tanıtıldığını gördük. Darende’nin kabir iddiasında en büyük dayanağı olan şecere iddiasının doğru olmadığını gösterdik.”

Somuncu Baba’nın soy ağacında sunulan kişilerin bir tarikat silsilesiyle karıştırıldığını bunların tespitini yaptıktan sonra gerçek dedelerini araştırmaya koyulduklarını kaydeden Ahmet Kuşsan,

“Bizlerin bu aşamada kesin bir bilgiye ulaşmak için birinci kaynaklara ulaşması gerekiyordu. Bu yüzden Somuncu Baba’nın oğlu Yusuf Hakiki Baba’nın divanını inceledik. Yusuf Hakiki Baba, ‘Hırka’ şiiri diye adlandırdığımız şiirinde Hz. Peygamberden başlayıp tarikat silsilesinin kendilerine nasıl geldiğini anlatıyor, isimler sayıyor. Çoğunlukla da hocaların lakaplarını şiirine almış. Hz. Peygamberden Muhiddin İbni Arabi’ye kadar bir silsile saydıktan sonraki beyitte Şemsettin diye bir lakabı zikrediliyor. Ve bu beyitte zikrettiği bu lakaplı kişinin ceddi olduğunu söylüyor. Bu kısım insanların dikkatini çekmiş ve burada ki Şemsettin’i, Somuncu Baba’nın babası Şemsettin Musa zannetmişler. Çünkü bu beyitten sonraki beyitte de Somuncu Baba’nın adı, Şeyh Hamit geçmekte. Bu sebeple, beyitte geçen Şemsettin, Şemsettin Musa zannedilmiş. Daha sonra denilmiş ki; ‘Bir önceki beyitte İbni Arabi geçtiğine göre demek ki Şemsettin Musa icazetini İbni Arabi’den almış’. Ancak bu mümkün değil! Çünkü aralarında 100 yıldan fazla bir zaman farkı var. Yani ondan icazet alması imkansız. Ancak bu imkansızlığı manevi icazetle açıklayanlar oldu. Esasında bu da isabetli bir yorum değil. Çünkü Yusuf Hakiki Baba şiirde, kendi silsilelerini sayıyor ve isimleri icazetnamelerine senet gösteriyor. Yani kopuk olmayan bir silsile sunuyor. Bu sebeple Şemsettin lakabının geçtiği beyitte, başka lakap olup olamayacağını kontrol ettiğimde lakap olma ihtimali olan iki kelime daha buldum. Biri İzzettin, diğeri yine Şemsettin’di. Yani Şemsettin, İzzettin ve Şemsettin diye 3 lakap sayılıyor olabilirdi. Bu lakaplardan sonuncusu muhakkak Şemsettin Musa’ydı ve onun Ebheri tarikatından olduğu bilinmekteydi. Bu sebeple hemen Ebheri Silsilelerini inceledim ve Haririzade’nin kitabında tahminime uygun bir silsile buldum. Bu kitapta İbni Arabi yerine onun halifesi olan üvey oğlu Sadrettin Konevi’nin adı geçiyordu. İbni Arabi ile Sadreddin Konevi arasında fark yoktur diyebiliriz. Konumuz ile ilgili esas önemli olan ise ondan sonra tahminim doğrultusunda Şemsettin Musa’ya kadar iki isim zikrediliyordu. İlki Şemsettin Musa et-Tebrizi, ikincisi Yusuf İzzettin el-Kayseri’ydi. Yani bu üç kişi Yusuf Hakiki Baba’nın beytinde kendisinin ceddi olarak zikrediliyordu.  Yani biz Yusuf Hakiki Baba’nın söylediğiyle, Haririzade’nin söylediklerini birleştirdik ve Somuncu Baba’nın dedelerinin gerçek isimlerini bulduk. Artık bunu net bir şekilde biliyoruz ki Somuncu Baba’nın babası Şemsettin Musa el-Kayseridir. Onun babası Yusuf İzzettin el-Kayseri’dir. Onun da babası Şemsettin Musa et-Tebrizi’dir. Baktığımızda Somuncu Baba’nın babasıyla büyük dedesi aynı isim taşıyorken, Somuncu Baba’nın dedesi İzzettin Yusuf el- Kayseri ile de Somuncu Baba’nın oğlu İzzettin Yusuf Hakiki Baba’nın ismi aynıdır. İşte biz bunu ispatlayınca Darende’nin kabir iddiasında bulunurken ellerinde bulunan en büyük delillerini çürütmüş olduk. Sundukları nesep şeceresi yanlıştır.” şeklinde konuştu.

‘DARENDE ONUN MEŞREBİNE

UYGUN BİR MEKAN DEĞİLDİ’

Aksaray’da metfun olduğuyla alakalı yeni arşiv belgeleri de bulduklarını belirten Kuşsan, yeni bilgi ve belgeler hazırlanan kitapta sunduklarını açıkladı. Araştırmacı Kuşsan,

“Darende, kabrin Darende’de olduğuna dair birkaç madde sıralıyor. Bir madde de diyorlar ki ‘Darende onun meşrebine en uygun yerdi, meşrebi Melamilikti, yani kendini gizliyordu’. Bunu söylemelerinin nedeni Darende kayalıklar arasında kalmış küçük bir yer. Somuncu Baba’da gizlenmeyi seviyor, şöhreti sevmiyor. Bu sebeple kendini saklıyor. O yüzden meşrebine en uygun yer Darende’dedir. Yaşamını burada sürdürmüş, burada da vefat etmiştir. Kabri de buradadır diyorlar. Bu iddiaya cevap olarak biz de diyoruz ki Melamilik böyle bir şey değil. Melamilik halkın içerisine karışıp halkın içerisindeyken Hak ile bir olmak. Yani kendini halkın içerisinde gizlemek… Kıyıya köşeye çekilerek gizlenmek değil. Darende, dedikleri gibi gizli, gizemli bir yer olduğu için aslında Somuncu Baba’nın meşrebine hiç uygun değil. Meşrebi Melamilik olan birçok zat da büyük şehirlerde yaşamışlardır. Çünkü Melamilik budur. Kalabalıkların arasında kendini kamufle ederek Hak ile bir olmaktır.

Daha sonra Somuncu Baba’nın eşinin Darendeli olduğu söyleniyor. Somuncu Baba’nın kayınbabasının Darende’de ki Abdurrahmani Erzincani olduğunu ifade ediyorlar. Ama kayınbabası denilen zat Somuncu Baba’nın zamanında bile yaşamamıştır. Hatta Somuncu Baba’dan 100-150 yıl sonra yaşamış biridir. Biz bunları Abdurrahman-i Erzincani’nin oğullarıyla ilgili vakıf belgeleriyle kanıtladık. Erzincani’nin oğulları 1525 ve 1530’da sağdır. 1412’de vefat etmiş Somuncu Baba, bu tarihlerde sağ olan iki erkek kardeşin kız kardeşleriyle 1300’lerde evlenmiş olamaz. Bu ve benzeri birçok maddeyi edindiğimiz bilgi ve belgelerle çelişkilerden kurtardık. Kitabımızda da ayrıntılarıyla yer verdik” ifadelerini kullandı. Foto-Haber: Sümeyye ÇALIŞKAN

banner

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL