Özel

Uyum sürecinde öğretmen cephesi

2022-2023 eğitim öğretim dönemi bu hafta itibariyle başladı. Konuya eğitimci bakış açısıyla yaklaşan Öğretmen Suat Tomak ise çocukların adaptasyon süreçlerinde öğretmenlere düşen görevleri anlattı. Bir çocuğun hayata karşı güzel bir bakış..

Uyum sürecinde öğretmen cephesi
banner

2022-2023 eğitim öğretim dönemi bu hafta itibariyle başladı. Konuya eğitimci bakış açısıyla yaklaşan Öğretmen Suat Tomak ise çocukların adaptasyon süreçlerinde öğretmenlere düşen görevleri anlattı.

Bir çocuğun hayata karşı güzel bir bakış açısı yakalamasını ve sorunsuz bir adaptasyon süreci geçirmesini sağlayan en temel eğitimin 0-6 yaş aralığında ebeveyn tarafından verildiğini bildiren uzmanlar, çocuğun formel eğitim sürecine dahil olmadan önce evde, aile ortamında verilen eğitimle geleceğe dair güzel bir yaşam sürmesinin altyapısının hazırlanmış olacağını söylüyor.

Uyum sürecini bir öğretmen olarak değerlendiren Suat Tomak şöyle konuştu: “5-9 Eylül tarihi itibariyle bu hafta okullarımızda uyum programına başladık. Bu ilk bir hafta çocuklarımız için gerçekten önemli bir süreç. Okulla ilk tanışmaları ve öğretmenleri ile ilk temasları… Ve belki de ebeveynlerinden ayrılacakları ilk süreç… Okulun başlangıç dönemi kimi çocuklarımız için heyecanlı bir süreçken kimi çocuklarımız ve ailelerimiz için de kaygılı bir süreç oluyor. Öncelikle annesini bırakmak istemeyen çocukların biz akranlarıyla iletişim kurmalarını sağlıyoruz. Ortamı onlar için güvenilir ve huzurlu bir yer haline getirmeyi amaçlıyoruz ve bunun için öğrenciyle iletişime geçiyoruz.

Anne babalar kadar öğretmen olarak bizlerin de çocukların duygu durumlarını bilmesi ve fark etmesi önemli bir detaydır. Çocuklarımız mutlu mu? Huzurlu mu? Kaygılı mı? Korku içerisinde mi? Kendilerini güvensiz mi hissediyorlar?.. bunları tanımlamamız gerekiyor.”

Uyum sürecini kolaylaştırmanın yöntemlerinden bahseden Tomak, “Çocuklarımızın okula adaptasyonlarını sağlamak için yardımcı olacak tutum ve davranışlar öncelikle onlarla empati yapabilmektir. Kendi zamanımızda ki okula adaptasyon süreçlerimizi düşünmeliyiz. Yani çocuğu anlamak istiyorsak çocuk gibi düşünmeliyiz. Birer yetişkin gibi olgun düşüncelerle çocukların düşünce dünyasını, duygu durumunu anlamamız mümkün değil.

Bu eksende duruma yaklaştığımızda okula başladığımızda bir belirsizlik durumu söz konusu olur. Çünkü bizi neyin karşılayacağını bilmiyor oluruz. Kaygı duyarız ve bu belirsizlik hissi bizi rahatsız hissettirir. Bu noktada veliler okul başlamadan önce gereken altyapıyı çocukta oluşturmalıdır. Daha sonra bu altyapının üzerine bizler öğretmen olarak bir şeyler koymaya zaten başlayacağız.

Velilere tavsiyemiz çocuklarınızla vedalaşıp yanlarından öyle ayrılın. Onlardan kaçar gibi uzaklaşmayın. Habersiz gitmeye çalışmayın. Onlar sizin gittiğinizi görsünler, anneciğim, babacığım hoşcakal diyebilsin, arkanızdan el sallayabilsinler. Onları öyle bir his veri vermeliyiz ki bu süreçte; orada kalmaktan dolayı kötü hissetmemeliler ve orada kalmak onlara güven vermeli. Özellikle çocuklar öğretmene emanet edildiklerini duyarlar ve bilirlerse onlara karşı güven hissederler” şeklindeki ifadelerine yer verdi.

 

‘OKULUN GÜVENLİ BİR ORTAM OLDUĞUNU AŞILAMAYA ÇALIŞIYORUZ’

Çocukları okul sürecine alıştırmak için öğretmenlerin özveriyle çalışmaları gerektiğini bildiren  Tomak,  “ Mesela bu yıl birinci sınıf öğrencilerimiz için öğretmenimizin birisi kartlara okula hoş geldin yazısı yazdı. Öğrenciler için özel şekillerde kartları kesip üzerlerine birer lolipop yapıştırdı. Tanışma esnasında her öğrenciye teker teker hediyesini verdi. Öğretmenimizin bu özverili hareketi öğretmen ve öğrenci arasında ilk günden bağ kurulmasını sağladı. Biliyorsunuz hediyeleşmek insanları birbirine yakınlaştırır, gönüllerini birbirine ısıtır. Özellikle çocuklar için bu durum güven duygusunun oluşmasında zemin hazırlığıdır. Ondaki belirsizlik hissini belli bir oranda kaybettik ve yerine güzel duygular bıraktık.

Daha sonra yine okulun ilk günü 1 saat 2 saatten sonra velilerimizi göndermeye başlıyoruz ve çocukları tekrar uyum sürecine dahil etmek için yine onların kendilerini iyi hissedeceği arkadaşlarıyla bütünleştirecek ve bir araya getirecek çeşitli grup oyunları oynuyoruz. Daha sonra ortamın havasına adapte olan öğrencilerimiz annelerini ve babalarını aramayı bir kenara bırakıyorlar.

Bu aşamalardan sonra yine de kaygılanan anne babasının yanına gitmek isteyen çocuklarımız olursa bu noktada onların kaygı nedenlerini birer öğretmen olarak gözlemleyip bulmamız gerekiyor.

Mesela çocuk hala kendini okulda güvensiz hissediyorsa, ona bir daha ki okul gününde yanına sevdiği bir eşyasını almasına izin veriyoruz. Her zaman kullandığı sevdiği bir eşyasını yanında bulundurmak ya da annesinin babasının bir fotoğrafını yanına almak ona güven verebilir ve ortama alışmasını kolaylaştırabilir” dedi.

‘ÖĞRENCİNİN MEKANI İYİ TANIMASI GEREKİR’

1-2 haftalık uyum sürecinden sonra yeni ve uzun vadeli bir adaptasyon süreci başladığını söyleyen Suat Tomak, “Burada çocuğun okul hayatında yaşayacağı ilk deneyimler; yaralanmalar, acıyla ilk defa karşılaşması, ilk arkadaşlığını kurması, biriyle ilk defa bir şeylerini paylaşması, sorumluluk alması, kendiyle alakalı bir şeyler yapmaya başlaması… Her şeyin ilki burada okul sürecinde başlayacağı için okul, geniş bir adaptasyon süreci oluşturacaktır. Bu geniş adaptasyon süreci de öğrencinin gelecek yıllara dair eğitim hayatının alt yapısını oluşturacaktır.

Öğrencilerin okula uyum sağlayabilme sürecini kolaylaştıracak bir diğer konu başlığımızda öğrencinin mekanı iyi tanıyabilmesidir. Neyin nerede olduğunu çok iyi bildiğiniz bir yerde pek fazla kaygı duymazsınız. Bu yüzden okula yeni başlayacak öğrencilerimize kişisel ihtiyaçlarını giderebilecek yerleri tanıtmamız gerekiyor. Öte yandan öğrenci kullanmayacak olsa bile müdürün, müdür yardımcısı ve öğretmenlerin odasının nerede olduğunu çok iyi bilmesini sağlamak gerekir.

Çocukların sınıfa girme hızları ile sınıftan çıkma hızları hiçbir zaman aynı değildir. Sallana sallana derse giren çocuk, zil çaldığında sınıftan kurşun gibi çıkar. Bizler öğretmenlerimizden bu durumu tam tersine çevirecek bir ders süresi geçirmeleri isteğinde bulunuyoruz. Diyoruz ki 40 dakika boyunca öğretmenleri izleyemeyiz, bu noktada onlar vicdanlarıyla baş başalar. Bizler çocukları geleceğe hazırlıyoruz, gelecekle alakalı umutlu olabilmeleri için bu derslerin bu vakitlerin güzel geçmesini diliyoruz. Öğretmenlerimizin de bu konuda özverili çalışmalarını bekliyoruz” ifadelerine yer verdi.

‘DOĞRU YERDE DOĞRU YÖNTEM UYGULANMALIDIR’

Bir diğer önemli husus olarak öğrencilerin sınıf içerisinde kişiliklerinin zedeleyecek sözlerden kaçınmak olduğunu kaydeden Tomak, “Öğrencinin herhangi bir iyiliği suistimal etmesi hususudur. Ahlaka uygun herhangi bir davranış sergileyen öğrenciyi toplum içerisinde azarlamak, aşağılamak onu kaybetmek demektir. Özellikle küçük yaşta ve hatta uyum sürecindeki öğrencileri böyle durumlarda toplum içerisinde tenkit etmemek gerekir. Zira çocuğun öğretmene karşı güveni azalır aynı zamanda nefret duygusu ortaya çıkabilir. Bu dolaylı olarak eğitim kurumlarından uzaklaşmasına sebebiyet bile verebilir. Yani öğrenciyi sınıf içerisinde toplum içerisinde azarlamak aşağılamak aslında onun eğitim hayatının olumsuz bir iz bırakmak demektir.

Eğitimci demek, öğretmen demek, yetişkin olmak demek; olgun davranmak demektir. Yani birinin yaptığı yanlışı alenen söylemek yerine yeri ve zamanı geldiğinde ona doğru yöntemlerle doğru şekilde anlatmak ve göstermektir. Bu gibi durumlarda profesyonel destek olmak gerekebilir. Yahut, öğretmenlerimiz durumu ebeveynleriyle görüşebilir…” diye konuştu.

‘GERÇEK MUCİZE İLKOKULDA İYİ BİR ÖĞRETMENLE KARŞILAŞMAKTIR’

Öğretmen Tomak sözlerini şöyle noktaladı: “Bilirsiniz toplum içerisinde yaygın bir söz vardır: ‘Gerçek mucize ilkokulda iyi bir öğretmenle karşılaşmaktır’ diye. Neden böyledir? Bu sözü bir düşünelim önce. Hayatınıza başladınız an, sosyal çevreyle bir arada olduğunuz, yeni tanıştığınız, ilk defa karşılaştığınız an, ilkokul zamanlarıdır. Kreş ve anaokulu da tabii ki sosyal çevreyle karşılaştığımız ilk an olarak ifade edilebilir. Fakat ilkokul birazcık daha formel yani kurallı bir eğitim alanı olduğu için çok daha önemlidir. Dolayısıyla bu dönemde karşımıza çıkan öğretmenin bize karşı davranış ve tutumu, bizi yönlendirmesi, bizim hem eğitim kurumlarını hem hayatı hem sosyal çevreyi algılamamızda etkili olacaktır.” Foto-Haber: Sümeyye ÇALIŞKAN

 

banner

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL