Köşe yazıları

YETMİŞLERDE BİR DÜĞÜN  

Gelin olan uzun olur / Zülüfleri düzgün olur Kurban olam sarı gelin / Bizim düğün güzün olur Aşık Mehmet Akça – Aksaray Geçtiğimiz kış aylarındaki bir yazımda yetmişlerde bir kış..

YETMİŞLERDE BİR DÜĞÜN   
banner

Gelin olan uzun olur / Zülüfleri düzgün olur

Kurban olam sarı gelin / Bizim düğün güzün olur

Aşık Mehmet Akça – Aksaray

Geçtiğimiz kış aylarındaki bir yazımda yetmişlerde bir kış mevsimini anlatmaya çalışmıştım. Elbette yetmişler yalnızca mevsimlerden ibaret değil. Nerde o eski aşklar diye andığımız o yılların aşkları, düğünleri de hep konuşula gelir. Kavuşamayan âşıkları, düğünleri, gelenekleri… Yetmişlerin başında gelin olmuş bir hanımefendiyi dinleyerek derlediğim bu yazımda, gelin o yıllara bir de bu açıdan bakmaya çalışalım.

Altmışların sonu, yetmişlerin başıdır. On altı, on yedi yaşlarındaki genç kızımız o zamana göre evlenme çağına gelmiştir. Yirmi beş yaşlarında, askerliğini yapıp dönen delikanlı artık evlenmeyi düşünmektedir. Bir tanıdık aracı olur gencimize. Ertesi gün biner eşeğine, yan köyün yolunu tutar. Sora sora bulur kızı ve uzaktan beğenir. Hemen ertesi gün, köyün büyüklerini ve babasını kızın evine görücü gönderir. Hava soğuk olduğu için görücüler tandırda ağırlanır. Çay, kahve pek bilinmediği için kuru ağız döner bizim görücüler. Kız babası bir düşünelim der. Bizim genç kız da delikanlıyı beğenmiştir. Babasına gönlünün olduğunu söyler. Diğer gün görücüler tekrar gelir. Olumlu haber aldıkları için bir haftaya kalmaz şerbet içmeye gelirler. Şerbet (nişan, söz) yemeklidir. Bir keçi kesilir, aşçı kadın yemek yapar. Yemekler yenir, şerbet – bildiğimiz şeker ve su- yapılır. Şerbet içilince artık nişan yapılmış olur. Nişan yüzüğü bilinmez, gelin kızın boynuna bir tümlük (tam altın) takılır. Bu sürede delikanlı, nişanlısını gizliden gizliye görmeye gelir çünkü açıktan görmeye gitmesi hoş karşılanmaz. Nişanlıların iletişimleri yok denecek kadar azdır. Bu şekilde iki sene geçiren çiftimiz en sonunda düğün hazırlıklarına başlar. Genç kızımızın çeyizinde iki kat yatak, bir dokuma heybe, bir sandık, iki duvar halısı, bir taban halısı, beş altı parça çinko kap bulunur. Delikanlının ailesi gelin kıza şalvar (dimi), boydan elbise, fistan (etek) ve boyunlu kazak alıp gelin kızın evine ziyarete gelir. Kızımız bir toplu ortama gireceği vakit bu kıyafetleri giyer. Düğün tarihi ve alışverişi dünürlerin birbirine yaptıkları ziyaretlerin birinde konuşulur.

Düğün, genelde güz aylarına denk gelir, üç gün boyunca devam eder. Kadınlar kendi aralarında tef çalarak eğlenir. Tefçibaşı güzel sesiyle türküler söyler. Erkekler ise kendi aralarında eğlenir. Gelin kız, düğünde kadife bir elbise giyer, başına fes takar. Gelinlik, kına elbisesi gibi çeşitli kıyafetler yoktur. Varsa bile daha varlıklı ya da şehir hayatı yaşayan ailelerde bulunur. Damat da o yılların şartlarında bir takım elbise alır. Düğün bitince gelin kız ve damat bir akrabanın arabasıyla erkek evinin yolunu tutarlar. Gelin kız, yaşayacağı evi hiç görmeden gelir. Eve geldiğinde babasının evine benzemediği için garipser. Erkekler dışarıya işlerini görmeye gider, kadınlar iki güne bir tandırda ekmek yapar, ahırda hayvanlarla ilgilenir, yemek hazırlarlar. Yeni gelin evlenir evlenmez hamur yoğurup ekmeğe oturur ya da kaynanasının gösterdiği işleri yapar. Günümüzdeki gibi balayına gitmek ya da ayrı eve çıkmak onlar için bir hayaldir. Hatta akıllarına bile gelmez çünkü gelenekler, yaşam tarzı bu şekildedir.

İşte yetmişlerin köylerinde düğünler böyle olurdu. Şimdiden epey farklı geçen bu yıllarda evlenen gençler, her şey eksikti ama güzeldi diye mi geçiriyorlardır içlerinden yoksa imkânsızlıklara bakıp keşke bu zamanda genç olup evlenseydik mi diyorlardır? Bilinmez.

banner

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL