Gündem

ZAMANIN KIYMETİNİ ANLAYAMAMA KUSURU

İnsanın gözleminden doğan sonuçlar hiçbir zaman ederinden satılamamış ve paha biçilememiştir. Biçildiğinde ise anlamı çoktan göçüp gitmiştir. İşte bu esnada zaman unsuru bir şeyin kıymetinin bilinmesi noktasında ve karşılığını bulması..

ZAMANIN KIYMETİNİ ANLAYAMAMA KUSURU
banner

İnsanın gözleminden doğan sonuçlar hiçbir zaman ederinden satılamamış ve paha biçilememiştir. Biçildiğinde ise anlamı çoktan göçüp gitmiştir. İşte bu esnada zaman unsuru bir şeyin kıymetinin bilinmesi noktasında ve karşılığını bulması hususunda önemli bir yerde durmaktadır…

İleriyi düşünüp bugüne kayıtsız kalmak, geçmişe dalıp bugünü yaşayamamak bir zamanlama kusurudur. Ve her birimiz bu kusura zamanında mutlaka el vermişizdir.

Oysa vakit geçmektedir.  Geçip gitmekte ve bir daha gelmemektedir…

Bugün bir ‘zamanlama kusuru’ olarak ele alalım yaşamımızı sayın okur…

***

İnsan 3 kere doğarmış. Doğmaktan kasıt bir yeniliğe atılımmış. İlki anne karnından çıkış, ikincisi 20’li yaşlara basış, üçüncüsüyse 40’ından sonraki yaşammış. Bir dostum aynen böyle ifade etti yaşamı bana. Neden biliyor musunuz?

Ben size anladığım kadarını aktarayım şöyle:

Önce mecburiyetten doğarmış insan, bu hastalığa çare yok.

20’lere kadar koşar adım gün sayarmış, zaman çarçabuk aksın da büyüyeyim diye. Yaşadığı her bir anın ne kadar kıymetli olduğunun bilincinde olmadan… 20’lere varınca da koşmaktan bitap halde nefesini dengelemeye çalışırmış insan.

İşte ilk kusur…

***

Yavaş yavaş, düşünmeye başlarmış bu fasılda. Ben nereye koşuşturdum öyle bir an durmaksızın diye.

Zaman kusurunu ilk fark ediş…

Pişmanlığa varmış insan. Keşkesiz cümleler bir anda yok oluvermiş hayatından. Keşke büyümeyi böylesine arzulamasaydım. Keşke bir kez olsun dursaydım ve soluklansaydım. Hiç değilse soluklanırken düşünseydim… Keşke fark etseydim, bilincinde olsaydım diye diye keşkelerin çıkmaz sokağına düşermiş insan.

O sokak ki kendinden başka hiçbir sokağa el vermemiş. O insan ki bu sokağa düştükten sonra kendinden başka hiç kimseye elini uzatamamış, uzatsa da dokunamamış…

Niye mi sayın okur?

Siz hiç kendi derdinizle hemhal olurken başkalarının yardım çığlıklarına kulak verebildiniz mi? Kendi çığlıklarınızdan sıyrılıp başkasını duyabildiniz mi? Duysanız bile çığlıkları dindirecek o eli uzatmaya güç yetirebildiniz mi?

Zordur, bilirim. İnsan can demeden cananın peşine düşemez. Çünkü canan demek için bile, önce can demek gerekir. E bir kez can dedi mi perde iner insanın gözüne. Gördüğünü göremez duyduğunu duyamaz olur.

Bu bataklığın kıyısından hayatında bir kez de olsa geçmiştir insanoğlu. Bataklığın yanı da yöresi de bataklıktır nihayetinde. İçine çekiverir insanı. Burada bakıp göremez, duyup işitemez olur ademoğlu.

İçinde bulunduğu durum onu öylesine içine çeker ki, çırpındıkça daha da batırır kimisini.

Velhasıl neticede 20’li yaş hastalığıdır, gençken çabuk atlatılır…

İşte burada yazdırılır insan hayat okuluna. Doğumundan yalnızca 5 yıl sonra ilkokula başlarcasına. Çarçabuk geçen zaman ve ne olup bittiğini fark edemeyen bir çocuk misali…

Tekrar büyümeye koyulur. Onca zamandır yaşadığı zorluklar, sıkıntılar bir kenara; büyüme isteğinden uzak yaşamaya başlar hayatı, bataklıktaki günlerini hafıza sarayından uzak tutarak… Şimdiye odaklanmak ister haliyle. Ancak şimdiye odaklanmak geçmişi yok saymakla olacak iş midir sayın okur? Geçmişteki sıkıntılı ve zor günlerini hafızasından kapı dışarı eden kişi şimdinin kıymetini nasıl anlayabilir? Anlamadan, hatırlamadan ve unutarak… Nasıl?..

***

Zaman treninde, sonsuza kadar sürecekmiş gibi hissedilen, Doğu Ekspresi’nde; camın kenarında, bir vagon penceresi önünde, ineceği ve zaman kusurunu örtebileceği durağı bekler insan.

Bilmem kaçlı yaşlara tekabül eder insanın ineceği durağı bilmesi

Bildiğim tek şey; penceresi önünde durduğu vagon seyir halindeyken, diğer vagondan göremediği manzaralar için insanın hayıflanıyor olacağıdır sayın okur…

***

Ne zaman geçmişin kapısını çalarsa o zaman, zaman kusurunu anlayabilir insan. Ne zaman kusurunu anlarsa o zaman, zaman kusuru işlemez insan.

Lafı çok uzattık. Neticeye varacak olursak; ölümün nefesini ensesinde hissetmeye başladığında son kez doğar insan.

Ölümün o soğuk nefesi ensesindeyken dinç olur her an. Geçmişi de şimdiyi de ötelemez bir an. Yaşadığı ve yaşayamadığı her ne var ise aklında tutar anbean. Ve onun içindir ki zamanın kıymetini bilir insan.

banner

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL