banner
Köşe yazıları

KAYGILARIMIZ NE KADAR GERÇEK?

Psikoloji biliminde genel olarak iki tür kaygı söz konusudur. Gerçeklik kaygısı ve nevrotik kaygı. Kişinin gerçek bir tehlike ya da korku unsuruna karşı geliştirdiği kaygıyı normal kabul ederiz, gerçekçi olmayan..

KAYGILARIMIZ NE  KADAR GERÇEK?
banner

Psikoloji biliminde genel olarak iki tür kaygı söz konusudur. Gerçeklik kaygısı ve nevrotik kaygı. Kişinin gerçek bir tehlike ya da korku unsuruna karşı geliştirdiği kaygıyı normal kabul ederiz, gerçekçi olmayan bir duruma karşı anormal bir şekilde geliştirilen kaygıyı ise nevrotik kaygı olarak tanımlarız. Günümüz insanı yaşadığı yer fark etmeksizin genel olarak kaygılı ve stresli. Aynı zamanda kafası karışık, yarına karşı düşünceli ve yorgun…

***

Ülkemizin son yıllarında yaşanan felaketler, korona süreci, ekonomideki krizler ve işsizlik sorununu düşününce depresyon ve kaygı oranının artması sürpriz değil. Yani pek çoğumuz yaşadıklarımıza yerinde tepkiler veriyoruz. Belli bir normalden bahsedemiyoruz. Rutin denilen kavramın ne olduğunu bile unutur hâle geldik. Belki toplumsal bir kaygı bozukluğu ya da depresif bir davranış eğiliminden bile bahsedebiliriz ama biz ne kadar rutinden koptuğumuzu düşünsek de gündelik hayat bir şekilde gelip yakamıza yapışıyor. Nefes alanların sürdürmesi gereken bir hayat var çünkü. Yarın sabaha yetişmesi gereken işler var, gidilmesi gereken okullar, ödenmesi gereken faturalar…

Bu acı dolu rutinin içinde zaman bir şekilde geçip gidiyor ve biz hayattan bir hatıra bile satın alamıyoruz. Pek çoğumuz iç huzurumuzdan yoksunuz. Kalbimiz hiç ferahlamıyor, aklımız hep karışık ve yorgun. Dünya başlı başına yorucu bir yer, her yıl yeni bir çelme takılıyor ayaklarımıza.

Giden zaman, sadece zaman kaybı olmadığı için acıtıyor bizi. Zaman geçerken sevdiklerimizi alıyor, gençliğimizi, sokaklarını ezbere bildiğimiz şehrimizi alıyor. Eskiyi özlerken aslında oradaki kendimizi özlüyoruz. Giden zaman gelmediği gibi kaybedilen bazı duygular da geri gelmiyor.

Yitip giden güzel duyguların yerine anksiyeteler satın aldık sanki hayattan. Modern çağ, bir hiç olmakla korkutuyor bizi. Çoğumuz hayatta önemli biri olmak zorundaymışız gibi hissediyoruz. Sıradan bir hayat, aşağılık ve yetersiz olmakla eşdeğer görülüyor. Biz de önemli insan olalım ama nasıl? Ne yazık ki sıradanlıktan çıkmaya çalışmanın, herkesten farklı olmak için çabalamanın sonucu, hiçliğe daha çok yaklaşmak ve hiçbir şey olmadan ölmek korkusuyla eli kalbinde geçmiş anksiyeteli bir hayat oluyor.

Kim bilir şu dünyada kendini özleyen kaç ruh vardır?

Kaç kaygılı kalbin içinde tıkanıp kalmıştır hayat? Kaygılarımız ne kadar gerçek peki?

Hayat nevrotiktir belki de, kim bilir?

 

Sevda ALTINKAYA 

banner

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

banner


ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL


flf motor enerji bilişim ltd. şti. web yazılım tasarım ucuz çelik ev prefabrik site fiyat konteyner bungalov tiny house program web sayfası