Gündem

YAŞAM NASIRLARININ GÖLGESİNDE BİR DAĞ

“Buralarda yarıştığı dağa hüzün Ayrıştığı kaba vicdan diyor insan.” Adem Üren Hep bir şeylerin gölgesinde yaşarız. Çocukluğun, yenilginin, ölümün ve kendimizin gölgesinde. Sonra yaşam nasırlarının gölgesi düşer gözlerimizin aydınlığına. Elleri..

YAŞAM NASIRLARININ GÖLGESİNDE BİR DAĞ
banner

“Buralarda yarıştığı dağa hüzün
Ayrıştığı kaba vicdan diyor insan.”

Adem Üren

Hep bir şeylerin gölgesinde yaşarız. Çocukluğun, yenilginin, ölümün ve kendimizin gölgesinde. Sonra yaşam nasırlarının gölgesi düşer gözlerimizin aydınlığına. Elleri ve ayakları sertleştiren, kalınlaştıran bu nasırlar yaşamı da sertleştirip kalınlaştırır. Hem bu öyle bir nasırdır ki insanın doğumundan ölümüne kadar onunladır ve hayatın son gününe kadar sertleşmeye, kalınlaşmaya devam eder.

Sinemiz dağları yüksek ülkelerin rüzgârıyla doldukça, kırların soluk benizli sevincine ortak oldukça; kederin ve sevincin içinden aynı anda geçer ve başka biri olarak çıkarız geçtiğimiz yerden. Her geçtiğimiz yol başka ayaklar verir bize, her aştığımız dağ yeni bir yorgunlukla döner dizlerimize. Her dağın bir ilmi vardır. Tüm bu yorgunluktan sonra bu ilmi öğrenemezsek boşuna aşmış oluruz o dağı. Geride bırakmak, insanın içine giden en büyük uzak ve yaşamın da en somut getirisidir. İnsan gider, gider, geri döndüğünde kendinin boşluğunu dolduramaz. Bu yüzden aştığımız dağa bir daha dönme imkânı yoktur ve dağların ilmi bir aşmalık yol değildir. Yalnızın sığınağıdır o dağlar, yenilmişin tek kalesi, sürüsüne rızık arayan çobanın son umudu, koparılmaktan korkan lalelerin köklerini cesurca saldığı vatanı, dışının kalabalığından içinin sesini duyamayanın gözlerini diktiği uzak ve çok daha fazlasıdır. Dağların ilmini öğrenmeden aştığımız her dağ, düştüğümüz bir çukur olur. Bazen de dağın kuzey ve güney yamacına aynı anda bakan iki insan birbirini hiç görmeden gözlerini dağdan çeker. Aynı yere bakan iki insan, aynı yere baktığını hiç bilmeden ölüp gider.

Dağlardan sonra bir düzlüğe çıkarız. Soğuk ve sert havalardan kurtulup tarlaların ve evlerin olduğu bir yerlerde soluk almaya başlarız. Önce ne müthiş deriz, ne rahat ama! Evlerin ve tarlaların düzlüklere çıkan yüzüne çok çabuk kanarız. Kim kabul eder dağların yalnızlığını; kim ister aç, susuz, dermansız kalmayı? Evler bize yuva, tarlalar bize rızık kapısı olur. Yetmez ama, başka şeyler çeker canımız. Tarlalarımız çoğalsın diye çabalar, evin yanını yöresini zenginleştirelim isteriz. Tüm bunları isterken herkes gibi görürüz kendimizi, herkeste olan bir şeyi isteyen sıradan bir herkes. Markasız bir kıyafet giyince aşağılanan bedenimize bakar, giyecek hiçbir şeyim yok diye hayıflanır; gerçek bir acı ve kayıp yaşadığımızda elimiz ayağımıza dolaşır, küçük hesapların ve detayların insanı oluverir, ayrıntılardan sarkan yorgunluktan nasibimizi alırız.

Yaşam bize nasırların gölgesinde bir yürüyüş hakkı tanır. Herkesi aynı dağın yamacına atmaz, aynı yüksekten sallandırmaz. İnsanın dağları içinden yükselir çoğu zaman. Bu yüzden kimse kimsenin nasırına da dağlarının sırrına da eremez. Bir nasırlık yoldur gölgemiz, bir gölgelik nasırdır yolumuz. Bütün direnişimiz yaşam nasırlarının gölgesinde kalmamak için, oysa direnmeyi bırakmak gerekir belki de. Bir yaşam nasırının gölgesi takip edecekse adımlarımızı, bundan kaçış yok; o gölgelerle yürümeyi öğreneceğiz. Bir dağ duruyorsa önümüzde; çaresi yok, o dağı aşacağız.

Yaşam nasırlarının gölgesinde bir dağdır ömrümüz. Onu aşmalı mı, ilmini mi anlamalı, doyasıya yaşamalı mı yoksa daha iyi günler için saklamalı mı, bir türlü karar veremeyiz. Derken kendimizi bir düzlükte bulur fakat burada soluklanamadan toprağa karışırız.

“Buralarda vardığı dağdan kader
Suladığı aykırıdan ülke oluyor insan”

banner

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL